• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/ttkdhatay/?fref=ts
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam6
Toplam Ziyaret49253

Orman Yangınları İle Uyumlu Yaşamayı Öğrenmeliyiz!

Son günlerde Hatay ilimiz genelinde Habib-i Neccar Dağı ve Amanos Dağları gibi önem arz eden doğal alanlarda ve Samandağ, Kırıkhan, Arsuz gibi yerleşim alanlarında münferit olarak yaşanan doğal ve insan kaynaklı orman yangınları dikkatimizi yeniden b

Orman Yangınları İle Uyumlu Yaşamayı Öğrenmeliyiz!
Son günlerde Hatay ilimiz genelinde Habib-i Neccar Dağı ve Amanos Dağları gibi önem arz eden doğal alanlarda ve Samandağ, Kırıkhan, Arsuz gibi yerleşim alanlarında münferit olarak yaşanan doğal ve insan kaynaklı orman yangınları dikkatimizi yeniden bu konuya vermeyi zorunlu kılmıştır.
Hatay Tabiatını Koruma Derneği Bilim Komisyonu Üyesi ve aynı zamanda Çankırı Karatekin Üniversitesi Çevre Sağlığı Programı Öğretim Üyesi Ekolog Dr. Okan ÜRKER’in konu özelinde yapmış olduğu değerlendirmeleri aşağıda sizlerle paylaşıyoruz.
78 Milyon hektarlık yüzölüçümüne sahip ülkemizin yaklaşık 22 milyon hektarlık bölümünün orman habitatı ile kaplı olduğu göz önünde tutulduğunda, hatırı sayılır derecede bir orman varlığına sahip olduğumuz daha iyi anlaşılabilir.
Bahsi geçen bu orman dokusu ise örneğin Kuzey ülkelerindeki gibi sadece çam ağaçlarının baskın olduğu tekdüze bir çeşitlilik arz etmeyip, ülkemizin farklı coğrafi bölgelerine dağılmış biçimde meşe, gürgen, kızılağaç, karaağaç, sığla, ıhlamur, kestane gibi geniş yapraklılar ve çam, sedir, göknar, ladin gibi iğne yapraklıların saf veya karışık topluluklar oluşturduğu muazzam bir çeşitliliğe sahiptir.

Tüm dünyada olduğu gibi ormanların insanoğluna ve doğaya sunduğu sayısız fonksiyona ve değere karşılık, ülkemizde de birçok nedenden dolayı tahribatlar devam etmektedir. Ormanlık alanlarda maden ocaklarının açılması, ormanların tarım veya yerleşim alanlarına dönüştürülmesi gibi geri dönüşü olmayan uygulamalar, ormanları direkt olarak yok etmelerinden dolayı bu tahribatlar içerisinde en fazla tedbir gerektiren tehlikeler olarak ön plana çıkmaktadır. Öte yandan, doğal veya insan etmenli gerçekleşen orman yangınları, yanlış veya bilinçsiz ağaç kesme, zararlı böceklerin zaman zaman aşırı çoğalması, kirlilik gibi tehditler ise geri dönüşsüz olmayıp, çeşitli etki azaltıcı ve telafi edici tedbirler alındığı takdirde orman eski haline hızlıca ulaşabilmektedir.
Ormanlara ilişkin tehdit unsurlarından biri olarak tanımlanan ve günümüzde hem dünyada hem de ülkemizde mücadelesi için yoğun biçimde emek, zaman ve bütçe harcanan yangınları çevre yönetimi açısından yeniden ele almakta ve sorgulamakta fayda var.
Orman yangınları, temelde milyonlarca yıldır, elektriklenme, yıldırım çarpması, aşırı kuraklık, düşük nem, şiddetli rüzgar ve sıcak hava gibi doğal etmenlerle gerçekleşmekte iken, günümüzde insan kaynaklı yaşanan vaka sayısı yangınları neredeyse doğal bir etmen olmaktan çıkarmıştır. Dünya’nın özellikle Akdeniz İklim Kuşağı’na benzer özellikler sergileyen farklı bölgelerinde yaşayan ve milyonlarca yıllık süreçte yangına adapte olan orman dokuları ve maki gibi diğer bitki örtüleri toprak altındaki tohumlarını çimlendirebilmek, kozalaklarındaki/meyvelerindeki tohumları dağıtabilmek veya yandıktan sonra kökünden, yanmış dallarından yeniden sürgün verebilmek maksadıyla kendilerini ve dolayısıyla ekosistemi yenilemek adına mutlak surette yangına ihtiyaç duymaktadır. Ekoloji biliminde ‘Süksesyon’ yani kademeli değişim olarak adlandırılan ifadeye göre orman yangınları sonrası örneğin Akdeniz Bölgesi’ndeki kızılçam ormanları için 40-50 yıllık zaman diliminde, bu ormanın içerisindeki tüm canlı ve cansız unsurlarla birlikte başlangıçtaki haline geri döndüğübilinmektedir.
Normalde ekolojik bir etmen olan orman yangınları, geri dönüşü olmayan bir tehdit olarak algılandığı için, buna yönelik gelişen yönetim politikası ise gözetleme, anında söndürme, yangın sonrası anında ağaçlandırma gibi hem maddi hem de ekolojik açıdan kayıpların yaşanabildiği ‘mücadele’ terimi ile özetlenebilir. Bu ‘mücadele’, yangın sonrası yapılan hızlı müdahalelerle devam etmektedir. Yangın sonrası iş makinelerinin yanık sahalarda düzleştirme ve yanmış materyali saha dışına çıkarması sonucunda ciddi biçimde erozyona sebebiyet vermektedir. Bu uygulamayla daha da çıplak hale gelen araziye hemen yangın sonrası bir de genç iğne yapraklı (çam, sedir vb.) fidanları dikildiğinde; hem ekosistemdeki rejenerasyon (kendini yenileme) faaliyetleri sekteye uğratılıyor hem de dikilen yeni fidanlar tür içi ve türler arası rekabete maruz kalmadığından, ortaya çok zayıf bir orman dokusu çıkıyor. Tüm bunların sonucunda ise ağaçlar çevresel koşullara yönelik daha dirençsiz ve kırılgan oluyor,ölü örtü daha hızlı birikiyor, daha şiddetli ve sıklıkta orman yangını gözleniyor.
Bunun yerine hem kaynakların daha verimli kullanılacağı hem de canlıların kendini yenileyebilme potansiyelini destekleyecek ‘kontrol ve izleme’ politikasına ivedi olarak geçmekte fayda var. Bu yeni politikaya göre; riskli alanların yıl boyunca izlenmesi ve belki de dünyanın birçok noktasında uygulanagelen kontrollü yakmalara maruz bırakılması, maddi ve ekolojik yönden çok daha karlı olabilecektir. Bu sayede, hem riskli alanlarda can ve mal kayıplarının önüne geçilebilecek, hem orman yangını mücadelesi için yapılan emek-zaman-bütçe kayıpları giderilecek hem de ormanlar işgale uğrama baskısından kurtularak, devlet kontrolü altında yangın yönetimleri sağlanacaktır.
Öte yandan, küresel bir gerçek olan iklim değişikliğinin orman yangınlarına yönelik uyguladığımız politikalardan yine ‘mücadele’ politikası yerine, ‘uyum-adaptasyon’ politikası içerisinde ele almak uzun vadeli hedeflerimizden bir diğeri olmalıdır. İklim değişimini ülkemizdeki orman yangınları özelinde 2 temel odakta ele almak yararlı olacaktır.
Öncelikle bilindiği gibi orman yangınları ülkemizde daha çok Akdeniz Fitocoğrafik Bölgesi olarak adlandırılan bölümlerdeki nispeten alçak kotlarda (deniz seviyesinden 1200 metreye kadar) kızılçam ormanları, maki ve frigana bitki örtülerinde gözlenmektedir. Ancak farklı senaryolara ait iklim değişim modelleri dikkate alındığında; yakın gelecekte bu bölgelerin daha üst rakımlarında yer alan Sedir, Göknar, Karaçam gibi orman yangınlarına adapte olmamış ve bu nedenle kendini yenileyebilecek stratejileri geliştirememiş orman ekosistemlerinde yangınların yaşanmasının yüksek ihtimal dahilinde olduğu hesaplanmaktadır. İlgili senaryolar ışığında, Anadolu’nun iç, doğu ve kuzey bölgelerinde yine bugüne kadar yangına adapte olmamış Meşe, Ladin, Kızılağaç, Gürgen, Sarıçam ormanları gibi farklı orman ekosistemlerinde de benzer bir problemin yaşanabileceği tahmin edilmektedir.
Bahsi geçen bu ihtimaller maalesef uzak geleceğe kalmadan günümüzde çeşitli vakalarla gözlenmeye başlanmıştır. Adana-Feke’de Karaçam ve Sedir ormanları,Muğla ve Çanakkale’de üst kotlarda karaçam orman yangınları, Antalya-Çığlıkara’da Sedir ve Ardıç Ormanları, Kaş’ta Sedir ve Karaçam Ormanları, Burdur’da Sedir Ormanları,Ankara-Beypazarı’nda Meşe Ormanları, Eskişehir’de sarıçam ormanı ve sedir ağaçlandırma sahaları, Doğu Karadeniz ormanlarında son 10 yılda gözlenen münferit yangınlar, bu tehlikeye yönelik somut örneklerden sadece birkaçıdır. Bununla birlikte, 2019 yılının ilkbahar aylarında hemen hemen tüm Akdeniz ve Ege Bölgesi’nde dağınık biçimde gözlenen yıldırım düşmesi kaynaklı doğal yangınların sayısındaki artış da yangın rejiminin yıllık döngüsündeki değişimlere işaret etmesi açısından ayrıca önem arz etmektedir. 
Sonuç olarak, ülkemizde orman yangınlarına yönelik kökleşmiş politikaları ve algıyı hem toplum nezdinde hem de karar vericiler nezdinde vakit kaybetmeksizin radikal biçimde değiştirmeye ihtiyaç duyulmaktadır. ‘Bütüncül Orman Yangını Yönetimi’ adı altında toplanabilecek böylesi bir revizyon kapsamında, karar vericiler ve uygulayıcılar, akademisyenler, sivil toplum kuruluşları ve diğer ilgili paydaşların işbirliğinde önleyici-telafi edici-etki azaltıcı tedbirler, izleme ve kontrol, iklim değişimine adaptasyon, öngörülen/öngörülmeyen senaryolar gibi iş bölümleri eylem planı şeklinde dikkatle ele alınmalıdır.

Öğretim Üyesi Ekolog
Dr. Okan ÜRKER

442 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Üyelik Girişi
Hava Durumu